Kanada’nın altın çocuğu Bryan Guy Adams 5 Kaşm 1959 tarihinde Kanada Kingston Ontoria’da dünyaya geldi. İnanılmaz yükselişi 80′li ylların başlarına rastlayan Adams bir rockçı olmasna rağmen günümüzde eşine zor rastlanan ve uzun süre dünya müzik listelerinin en tepesinde kendisine yer bulan balladlarından dolayı bir ballad ustası olarak günümüzde anılmaktadır.
Kanada doğumlu İngiliz orijinli olan Adams ailesinin en büyük oğlu olan Bryan babasının mesleğine uygun olarak ilk gençlik yıllarını dünyanın bir çok farklı ülkelerinde geçirdi. Baba Conrad Adams Birleşmiş Milletlere bağlı bir diplomattı ve bu yüzden dolayı Adams gençlik yllarını Avusturya,İsrail ve Portekiz gibi bir çok farklı yerde geçirmek zorunda kaldı. Nitekim üne kavuştuktan sonra verdiği röportajlarda da farklı mekanlarda geçen ilk gençlik yıllarının adaptasyon problemine yol açtığını defalarca belirtmiştir. Adams müzik için doğmuş bir insandı.Aklındaki tek şey ileride iyi bir müzisyen olabilmekti. Okul fikrine hiçbir zaman sıcak bakmamıştı, hatta okuldan nefret ediyordu. Tek hayali müzikle ilgilenmekti. Anne Jane ve baba Conrad’ın en büyük oğlu olan Bryan’nın bir de kendisinden küçük olan Bruce adında kardeşi bulunmaktadır.Ayn zamanda aile arasında takma ad olarak Kid adıyla anılmaktaydı.
 Adams babası Conrad ve annesi Elizabeth Jane Adams ile birlikte
Bryan 10 yaşına geldiğinde ileride kendisinin bile hayal edemeyeceği bir kariyere sahip olacak müzik yaşantısına belki de ilk adımı amcasının 10 yasına geldiğinde kendisine aldığı gitarla başlayacaktı.
Bryan 11 yasına geldiğinde bir çocuğun o yaşta belkide basına gelebilecek en kötü ani yaşayacaktı. Baba Conrad ve Anne Jane şiddetli geçimsizlikten dolayı boşanmaya karar alacaklardı. Anne ve babasın boşanmasıyla Bryan Annesi Jane ve küçük kardeşi Bruce ile birlikte Vancouver şehrinin yolunu tutacaklardı. Bryan bu boşanmadan dolayı babasını sorumlu tutacak kendisiyle 25 yıla yakın bir süre görüşmeyecekti, zaten o zamana kadar Bryan ve babasının da çok iyi anlaştıkları söylenemezdi. Sıkı bir disiplin almış bir askeri diplomat olan Baba Conrad oğlunun müzik ile ilgilenmesine tahammül edemiyor ve oğlunu disiplinli bir şekilde büyütmek istiyordu bundan dolayı da Bryanin babası ile yıldızı hiçbir zaman barışmamıştı. Bryan uluslararaşí şöhrete ulaştıktan sonra bir Japonya turnesi sırasında izlediği bir TV filminin etkisinde kalarak uzun yllardan beri süre gelen ayrılığa son verme kararı alarak babasına telefonla ulaşıp barışmasıyla aralarındaki buzlar eriyordu. Ama o zamana kadar yani boşanmadan 1990lu yılların sonuna kadar baba Conrad ve ileride uluslararası bir yıldız olacak oğul Bryan birbirleriyle görüşmediler. Nitekim bu periyot sırasında Adams ailesini zorlu günler bekliyordu. Zor durumda kalan Anne Jane Adams iki ölünü büyütmek için yeri geldiğinde 3 farklı işte çalışmak zorunda kaldı. Aynı zamanda Bryan ailesine destek olmak için aralarında bulaşıkçılık ve gazetecilik gibi bir çok farklı işte çalışmak zorunda kaldı.
Müzikle ilgili ilk önemli tohumlar Bryan’ın lise yıllarında atılmaya başladı. Bu günlerde grubun önemli üyelerinden olan Dave Taylor ile tanıştı. Bryan 14 yasına geldiğinde David’in grubunda çalmaya başladı. Bu onun ilk amatör denemesiydi. Bu aralar ilk kayıtlarını yapmaya başladı. O zamanların önemli parçalarından olan Rolling Stones grubunun “Jumping Jack Flash” gibi parçalarını yorumlamaya başladı.15 yasına geldiğinde Bryan tamamıyla okulla olan ilişkisini kesti, piyano dersleri almaya başladı. Shock grubunda çalmaya başladı. Fakat Bryan kendi yapmak istediği müzik ile uyuşmadığından dolayı bu gruptan kısa bir süre sonra ayrıldı, onun deyimiyle grup daha sert çalmaya çalışıyordu ama bunu yapamıyorlardı.
Bryan 17 yaşına geldiğinde ilk resmi grubu olarak bilinen Sweney Todd grubu ile buluştuğu o sıralarda grubun solisti Nick solo çalışmalarını tek başına yürütmek istediğinden dolayı gruptan ayrlmiş yerine gelen ise Nick’in performansını mum ile aratmaktaydı. Bu sırada grubun üyeleri ile tanışan Bryan büyük bir iddia ile kendisinin gerek Nick gerekse Nick’in yerini alan solistten çok daha iyi olduğunu gruba ikna ederek grupta hem çalmaya hemde söylemeye başladı.1977 yılnda Sweney Todd grubu ile birlikte ilk kaydı olan “If wishes were horses” i kaydetti. Bryan’nın Sweney Todd grubu ile olan birlikteliği de Bryan’nın bu grubun turne programını beğenmemesinden dolayı kısa sürdü. Daha sonraki yıllar Bryan’ın ileride büyük bir üne kavuşmasındaki en önemli role sahip olan şahsı karşısına çıkaracaktı. Bu isim Jim Vallance’tı. Jim Bryan’dan 12 yaş daha büyüktü. Prism grubunda hem bateri çalan hem de şarkı sözü yapan yetenekli Kanadalı bir müzisyendi. Bryan Jim ile çalmaya başladıktan sonra her ikisi de birbirlerini çok iyi tamamladklarının farkna vardılar. Birlikte çalışmaya karar aldılar. İleride büyük başarılara imza atacak ve muhteşem ikiliyi oluşturacak, adını altın harflerle Kanada ve Dünya müzik tarihine yazdıran ikilinin buluşması bu şekilde gerçekleşiyordu. İkili ortak çalmaya başladıktan kısa bir süre sonra “You Walked Away” ve “Take it or Leave it” adı altında Prism grubunun yeni albümü olan “Armeggedon” için kayıt yaptılar. Bu arada muhteşem ikilinin şarkı sözleri yazdığı çok önemli isimler arasında Tına Turner,Joe Cocker,Bonnie Tyler ve Kiss sayılabilir.
Bryan Jim ile birlikte çalışırken bir yandan söylüyor bir yandan da gitar çalıyordu. Vallace ise şarkı sözü yazarlığı dışında keyboard ve bateri çalıyordu. Bu kadar ksa zamanda bir çok güzel ise imza atmalarına rağmen önemli plak şirketlerinden 1979 tarihine kadar herhangi müspet bir cevap alamamışlardı. Ama 1979 yılının ilk zamanlarında A&M bu ikilinin kalitesini fark etti. 4 şarkılık bir kayıt teklifi götürdü.Bryan’nın karşı gelmesine rağmen bu kaydın ilk parçası aynı zamanda bir dans parçası olan “Let me take you Dancing” oldu. Özellikle bu şarkı otoriteler tarafndan bir hayli olumlu eleştiriler aldı. Daha sonra bu kaydı Bryan’nın kendi ismini de taşıyan ilk albüm olan “Bryan Adams” albümü izledi. Bryan 18 yaşına geldiğinde bu piyasanın ne kadar çetin olduğunu gördükten sonra kendisine o zamanlarda bir çok Kanadalı sanatçının menajerliğini de yapan Bruce Allen konusunda karar kıldı. Bugün hala menejerliğini yapan Bruce ile 18 yaşında iken yolları kesişti.
1978 yılına geldiğinde Bryan Amerika’dan dönerek ülkesi Kanada’ya geri döndü ve solo çalışmalarına başladı (İlk solo denemesini Sweney Todd grubu ile “If wishes were horses” ile 1977 yılında gerçekleştirmişti.) Jim Vallace ile birlikte şarkı sözü yazarlığına aralık vermeden devam etti. Bryan bu sırada jim Vallace’a artık enstrüman çalmak istemediğini ve tek kulvarda koşmak istediğini söyleyerek sadece şarkı sözü yazarı olarak kariyerini devam ettirme karar aldı.
1979 yılına gelindiğinde Adams A&M Record müzik ile yeni bir kontrata imza attı. Bu arada bugünde ayrlmaz bir ikili oldukları Keith Scott gruba katıldı. Keith grupta gitarda, daha önce okul yıllarndan tanıştığı David bas gitarda, bateride ise Jim Vallace olmak üzere muhteşem bir grup meydana getirdiler bu albüm için. Albümün ilk parçası eski tanıdık bir parça olan “Let me Take you Dancing” oldu. Ancak bu parça dünya müzik listelerinde herhangi bir başarı elde edemedi. Bryan 1982 yılını Foreigner grubu ile birlikte turnede geçirdi. 1982 yılları sonunda ikinci albümü olan “You Want it You Got it” çıkardı. Bu albümden çıkan aynı ismi taşıyan parça Amerikan listelerinin çok altlarında kendine yer edinmeye başladı.
Bryan kariyerindeki asıl patlamayı özellikle ülkesi Kanada’da 3. albümü olan “Cuts like A Knife” ile yapacaktı. Albüm Amerikan listelerinde bugün Adams için mütevazi diyebileceğimiz bir yer olan 8 numaradan kendine yer buldu. Amerika’da platinum ödülü kazandı. Ancak aynı albüm piyasaya çıkmasından 3 sene geçmesine rağmen İngiliz listelerinde kendine herhangi bir yer edinemedi.Bu süre içinde grupta beklenen değişiklik oldu. Bateride Jim Vallace yerini bugün de grubun değişmez elemanlarından olan Micky Curry’e braktı. Fakat tabiki söz yazarı olarak Bryan ile çalışmaya devam etti. Albümden çıkan ilk parça “Straight from The Heard” oldu. Bu parça biraz da Amerikann Dev müzik Kanalı MTVnin’de katkılarıyla Amerikan top 10 listesinde hızlı bir şekilde kendine yer buldu. Artık Adams ülkesinin sınırlarını aşmış ve dünya müzik literatüründe çok önemli bir yere sahip olan Amerika Birleşik Devletleri’ne kendisini bu albümüyle kabul ettirmişti. Adams o zamanlarda Kanada dışında bu kadar genç yaşta üne kavuşan ve kendisinden bahsettiren ilk Kanadalı şarkıcı olma özelliğine de kavuşmuştu. “Straight From the Heart” parcasını Bryan’nın yine önemli Single’larından olacak olan “Thiş Time” ve “Cuts Like a Knife” izledi. Bu iki parça da top 20 ve top 30 listelerinde kendilerine yer edindi. Bryan bu iki parçayla rüştünü en azından Amerika’da fazlasıyla ispatlamıştı.
Bryan hız kesmedi ve asıl patlamayı 1984 yılında Kanada tarihinin de 13 milyonluk satış rakamıyla en fazla satan albüm olacak “Reckless” ile yapacaktı. Bu albüm Kanada da ve yurtdışında inanlmaz bir ilgiyle karşılandı. Bu albümle birlikte Bryan Adams ismi Avrupa da sıkça zikredilmeye başlayacaktı. Bu albümden çıkan ilk single olan “Run to you” Bryan Adams’i İngilliz müzik listeleriyle buluşturdu ve Bryan daha önceki albümleriyle Avrupa da ulaşamadığı başarıyı “Reckless” ile yakalayacaktı. “Run to you” parçası İngiltere’de 7, Amerika’da ise 6 numaradan listelerde kendine yer edindi. Albümden çıkan 2. parça olan “Somebody” işe Amerika da 11, İngiltere de ise 35. sıradan müzik listelerine girdi. Ve Bryan için dönüm noktası yine bu albümden çıkan “Night of Heaven” filminin sountrack’ı olan “Heaven” ile olacaktı. Bryan Adams bu parça ile ilk defa dünya listelerinde 1 numara olmanın tadına varacaktı. Parça hemen hemen tüm önemli dünya listelerinde 1 numara oldu.
Albümün B kısmında yer alan “Diana” parçası da özellikle İngiltere’de büyük yankılar yarattı. Özelikle İngiliz tabloyid gazetelerinin tamamı Kanadalı Rocker ile Prenses Diana’nın flörtü başlıkları ile Adams ismini fazlasıyla ön plana çıkardılar. Bu da Bryan Adams’ın şöhretini adeta ikiye katladı.. Bu gelen şöhretten sonra Bryan Adams dünyada yapılan önemli organizasyonların aranılan ismi hale geldi. 1985 yılında Philadelphia’da kaydettiği “Live aid” albümü de büyük yankılar uyandırdı. Jim Vallace ile birlikte yazdıkları “Tears are not Enough” parçası özellikle yardım konserlerinin aranan parçası oldu. Bu albüm ile birlikte Bryan Adams ismi özellikle Afrika’da açlık ve sefaleti önlemek amacıyla verilen konserlerin vazgeçilmez ismi oldu. Adams müzikal kimliğini,yardımseverliliği ile buluşturarak kamuoyundan inanılmaz bir saygı ve sevgi görecekti.
Tabii dünya müzik tarihini sallayan “Reckless” albümünden çıkan hit şarkılar bu 3 single ile sınırlı kalmadı. Aşık bir genç olarak 4.video’sunda karşımıza çıkan Adams bugün bile hala konserlerinde en çok istek alan parçasının klibini “Reckless” tan 4.single olarak yayınladı. “Summer of 69″ adlı bu parça Bryan’ın şöhretine şöhret kattı. Bu parçayla birlikte Bryan yeniden Amerikan listelerinde top 10′da kendisine yer edindi. Kendisi için müthiş geçen 1985 yılını Adams müthiş bir düetle noktalayacaktı. Her zaman kendisinde büyük emeği olduğunu dile getirdiği Tına Turner ile yaptığı “It's Only love” düeti de müzik piyasasında çok önemli ve olumlu eleştiriler aldı. Bu süre içinde Adams iki mükemmel yılbaşı parçasına da imza atacaktı. Bunlardan biri “Reggae Christmas” diğeri ise “Christmas Time” olacaktı. Bugün hala yılbaşı geldiğinde birçok alışveriş merkezinde vazgeçilmez yılbaşı şarkıları olarak Adams’ın bu iki parçasına rastlayabilirsiniz.
1987 yılında Adams 5. albümü olan “Into The Fire“ı çıkardı. Bu albüm de “Reckless” kadar olmasa bile çok olumlu eleştiriler aldı. Ama bu albümden sonra Adams hayranlarını şok eden bir kararla Jim Vallance ile yollarını ayırma kararı aldı. Kısacası “İnto the Fire” muhteşem ikilinin imza attığı son albüm olma özelliğini taşıyacaktı. Alışageldik bir şekilde bu albümdeki parçası olan “Into The Fire” ile birlikte Adams Amerika ve İngiltere listelerinde top 10′da kendine yer edindi. Bu albümden sonra Adams Bob Clermountain ile birlikte çalışmaya başladı.
1987 yılında bu albümle Adams ülkesinde son 10 yılın en büyük sanatçısı seçildi, bir çok multi platinium ödülü ve ülkesinde en başarılı sanatçılara verilen Juno Awards ve Diamond Sales Award ile ödüllendirildi. Bu süre içerisinde Adams sosyal konulara da duyarlı bir sanatçı olduğunu da göstererek Greenpeace’in bir çok aktivitesinde yer aldı. Özellikle balinaların koruma altına alınması konusunda bir çok hayranını bulundukları ülke hükümetlerine baskı yapmaları konusunda teşvik etti. Aynı zaman içerisinde yardım konserlerine de devam etti.
“Into the Fire” albümünden çıkan diğer bir hit parça “Heat of the Night” ile birlikte Adams yeniden top 10′da kendine yer edindi. Bir sonraki albümde bir çok önemli sanatçının albümüne imza attığı Mutt Lange Bryan Adams ile birlikte çalışmaya başladı. Mutt Lange özellikle Belinda Carlise,Charlie Sexton ve bir çok sanatçının ses getiren albümlerinin perde arkasndaki şahıstı. Bryan sessiz geçen 88-91 döneminde bir yandan kendi albümü için titiz bir çalışma yürütürken diğer bir yandan da yardım konserlerine devam etti. Bu süre içerisinde Nelson Mandela için Wembley Stadı’nda verilen muhteşem partinin onur konuğu da Bryan Adams olacaktı. Bu sırada Bryan ısrarlara dayanamayarak ilk kez başrollerini ünlü aktör Clint Eastwood’un paylaştığı “Pink Cadillac” filminde çok kısa bir rol aldı. Aynı zamanda Montley Crue ve efsane topluluk Pink Floyd’un albümlerine de destek verdi. Artık 3 yıllık bir aradan sonra Adams hayranları Bryan Adams’dan yeni bir albüm bekliyorlardı.
Evet 3 yıllık süre Adams hayranları için bir hayli uzundu ama beklediklerine fazlasıyla değecekti. Adams o yıla kadar mükemmel parçalara imza atmış ve inanılmaz başarılar kazanmıştı ama 1991 yılında A&M’ den çıkartacağı “Waking Up The Neighbours” albümü ile sanatçı müzik tarihinin vazgeçilmezleri arasına girip artk bütün dünyada tanınan bir yıldız olacaktı. Özellikle bu albümden çıkan “Robin Hood” filmi için yaptığı Soundtrack olan “Everything I do” şarkısı İngiliz müzik listelerinde 16 hafta üst üste bir numarada kalarak İngiltere tarihinin unutulmazları arasına girecekti. Tabiki bu parça hemen hemen tüm dünya ülke listelerinde 1 numara oldu. Bu arada Bryan Adams’ın bu şarkısının İngiltere’de Frankie Laine’nin unutulmaz parçası olan ve 18 hafta bir numarada kalan “I believe” şarkısına da çok yaklaştığını söylemeden geçmeyelim. Bu parça bir numara olduğunda yıl 1953′tü ve tam 38 yıl aradan sonra ilk defa bir sanatçı özellikle de İngiltere dışında bir sanatçı bu rekora bu kadar fazlasıyla yaklaşıyordu. Aynı zamanda bu single sadece Amerika′da 3 milyon kopya sattı ve tabi 1 numaradan yerini aldı. Aynı zamanda MTV tarafından albüm yılın en fazla satan albümü olarak Platinum ödülüne layık görüldü. Adams bir çok ülkede yılın sanatçısı seçildi. Kısacası Adams artık unutulmazlar arasındaydı. Albümden çıkan “Cant Stop This Thing We Started” özellikle Adams’ın ülkesi Kanada′da çok olumlu eleştiriler aldı ve Kanada′da 1 numaradan, Amerika′da 2 numaradan, İngiltere′de ise 11 numaradan listelere girdi. Adams bu başarısını diğer bir hit parça olan “Thought I Die And Gone To Heaven” ile perçinleştirdi. Ülkemizde 1 numaraya kadar çıkan bu parça Amerika′da 13, İngiltere′de ise 7. sıradan kendine yer edindi. Bu albümle Adams aynı zamanda çok büyük bir ticari başarı kazandı. 13 milyon satan “Reckless” dan sonra Adams çok daha büyük bir ticari başarıya daha imza atmış oldu.
Özellikle bu albüm İngiltere′de inanlmaz bir başarı sağladı ve bu ülkede Bryan Adams’a inanlmaz bir şöhret kazandırdı. Belki de bu ülkedeki popleritesi ilerideki yıllarda Adams’ın temelli olarak İngiltereye yerleşmesine neden olan sebeplerin başında gelecekti. Adams zafer sarhoşluğuna kapılmadı. 1993 yılında çıkardığı “So Far So Good” ile nitekim bunu bir kez daha gösterdi. Albümden çıkan romantik bir ballad olan “Please Forgive Me” bir çok ülkede 1 numara olmayı başardı ve bu parça ile birlikte Adams bir ballad ustası olarak anılmaya başladı. Tabiki bu süre içinde Adams müzik dünyasına kendisi gibi adından söz ettiren Rod Steward ve Sting ile düeti olan “All For Love” parçası ile yine çok listede 1 numaradan kendine yer buldu. Bu parça Amerika’da 1 numaradan listelere girerken İngiltere’ de ise 2 numaradan listelerde yer edindi. Bu sırada Adams’ın bir ilke imza atarak Vietnam’da konser veren ilk batılı sanatçı olduğunu da söylemeden geçmeyelim. Ülkemizde ise Bryan Adams 1992 yılında dünya turnesi esnasında İstanbul İnönü stadı’nda verdiği unutulmaz konser ülkemizde verilen ilk stadyum konseri olma özelliği taşımaktadır.
Bu süre içerisinde Adams özellikle bir ballad ustası namıyla anılması bazı hayranlarnı rahatsız etmiştir. Bir çok müzik eleştirmeni özellikle Adams’ın daha çok ticari basarılar elde etme peşinde koştuğunu ileri sürerek acımasız eleştirilerde bulundular. Bu yıllarda İtalya’nın Modena şehrinde Pavarotti&friends kapsamında Adams verdiği konserde unutulmazlar arasında yerini aldı. Özellikle “O Solo Mio” düeti İtalyan müzik eleştirmenlerinden olumlu eleştiriler aldı. Artk Adams birçok ünlünün düet yapmak için sıraya girdiği bir yıldız konumundaydı. Özellikle ülkesi Kanada’da bir ikon olarak algılanyordu ve Kanada’nın da dünyaya ihraç ettiği en büyük isim olarak lanse ediliyordu.
Adams 1995 yılında “18 Till I Die” konsepti ile hayranlarının karşısına ilerleyen yaşına rağmen eskisinden daha enerjik ve biraz da rockçı kimliğini ön plana çıkaran bu albümüyle geri döndü. Bu bir anlamda Bryan Adams artık rock sanatçısı değil diyenlere bir cevap niteliğindeydi. Özellikle rockçı kimliğinin eleştirildiği bu dönemde özellikle “The Only Things That Looks Good On Me Is You” ve albümle aynı adı taşıyan “18 Till I Die” Bryan’nın sert tarzını özleyenlerin özlemini fazlasıyla giderdi.
Adams takip eden yıllarda “Don Juan” filmininde soundtrack olan “Have You Ever Really Loved A Women” parçası ile romantik gönülleri bir kez daha fethetti.
1998 yılına gelindiğinde Adams “One A Like Today” albümünü yayınladı. Albümden çıkan ve Spice Girls kızlarından MelC ile yaptığı düet olan “When You Are Gone” 10 hafta boyunca İngiltere listelerinde top 10’da kaldı. Bryan bu süre içinde artık almaya alışık olduğu 17. Juno Awards ödülünü kazandı. Bryan bu süre içinde en büyük hobim dediği fotoğrafçılığa merak sardı. 2000 yılında en yakın arkadaşlarından olan Dona’nın göğüs kanserinden ölmesi nedeniyle özellikle göğüs kanserine yardım amacıyla “Made in Canada” başlığı altında Britanya’nın en önemli sanatçılarının arasında bulunduğu bir kitap yayınladı ve bütün gelirini göğüs kanseri ile mücadeleye bağışladı. 2002 yılına kraliçe Elizabeth’in özel portresini fotoğraflaması ve Diana ile aralarndeki flört haberleri ile bir kez daha İngiliz basınında manşet oldu. 2000 yılında Adams haklı bir gururla popüler şarkılarından oluşan bir “Best of Bryan Adams” albümü yapma kararı aldı. 80′li ve 90′li yılların önemli parçalarını da içinde barındıran “Best Of Me” albümünde yeni bir parça olan ”The Best Of Me” de yayınladı.
Adams’ın 1988 yılında çıkardığı “MTV Unplugged” albümünün altını çizmek gerekiyor. Özellikle bu albüm müzik eleştirmenleri tarafından çok olumlu tepkiler aldı ve yapılan en iyi Unplugged albümleri arasında yer aldı.
2002 sonlarında Adams bir animasyon film için yaptığı toplam 11 parçalık “Spirit (Özgür Ruh)” albümü ile ünlü müzisyen Hans Zimmer ile çalıştı. Bu şarkılardan altı tanesi filmde kullanıldı. Bu albüm ile aynı zamanda Bryan Adams hayranları onun yeni şarkılarıyla bir filmi izleme ayrıcalığını yaşadılar. Türkiyede'de gösterime giren filmdeki şarkılar ise sanatçı Levent Yüksel tarafından Türkçe sözlerle seslendirildi.
2003 eylül ayında Adams’ın Kraliçe Elizabeth’in çektiği portre fotoğrafı tüm Kanada posta servisindeki resmi pulların üzerinde kullanılmaya başlandı.
Dünyaca ünlü moda dergileri Rus Voggue,Avusturalya Elle ve Gq, Kanadan Flare ve İngilterenin Marie Claire dergileride Adams’ın fotoraflarını bir çok kez dergilerinde kapak olarak yayınladı.
Bryan Adams 2004 eylül ayında çıkardığı “Room Service” adli yeni albümüyle tekrar sevenleriyle buluştu. Bryan Adams şu sıralar yeni albümün promosyonu çerçevesinde Avrupa turnesine devam etmekte…

Soldan Sağa: Gary Breit (CA – Keyboards), Mickey Curry (US – Drums), Bryan Adams (CA – Vocals), Keith Scott (CA – Lead guitar), Norm Fisher (CA – Bass)
Hazırlayan ve çeviren: Tolga Kıran
|